15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri78 bugün sizler icin bolu satılık daire yazılarını yazdı ve bolu satılık daire diyorki Bisikleti, apartmanın pembe sıvalı duvarına dayalı duruyoıi çantasını düzeltmek için bir süre bekledikten sonra bisiklete bindiveı la doğru yöneldi. Saat on bir olduğunda Las Vegas’tan çıkmış, doî kametinde pedal çeviriyordu. Kimse onu görmemişti. Alarm verili»
Zihni, en acil işleri hallettikten sonra çoğu zaman olduğu.®’ lenmeye geçti. Sadece gecenin serinliğini terli yüzünde hissem»"
Mahşerdiği rahatlamanın bilinciyle durmaksızın pedal çeviriyordu. Ara .sıra çölden sinsice gelip bir iskeletin kolu gibi yola uzanmış kum birikintilerinin etrafından dolaşmak zorunda kalıyordu. Şehirden iyice uzaklaştıktan sonra karşısına yolda kalmış arabalarla kamyonlar çıktı ve onların da etrafından dolaşmak zorunda kaldı.
Sabah saat ikide Slim Jim krakerleri ve bisikletinin arkasına bağlı olan termosa doldurduğu Kool-i^.id ile hafif bir öğün yedikten sonra yola devam etti. Ay batmıştı. Las Vegas bisikletinin tekerleklerinin her turunda biraz daha geride kalıyordu. Bu ona kendini iyi hissettirdi.
Ama o günün, yani 13 Eylül’ün sabahında saat dördü çeyrek geçe içi korkuyla doluverdi. Beklenmedik oluşu ve akla uygunsuzluğu, korkusunu daha da artıran faktörlerdi. Çığlık atacaktı ama ses telleri bir anda işlevini kaybetmiş gibiydi. Bacak kasları bir anda gevşeyiverdi ve yıldızlar altında bir süre pedal çevirmeden ilerledi. Çölün siyah beyaz görüntüsü giderek daha yavaş akmaya başladı.
O yakınlardaydı.
Yüzü olmayan adam, yeryüzündeki iblis.
Flagg.Ona Uzun Adam diyorlardı. Tom, ona içinden Sırıtan Adam diyordu. Okorkunç sırıtışıyla size baktığında kanınız çekilir ve teniniz kül rengine dönüp buz keserdi. Adam bir kediye bakıp tüy yumakları kusmasına sebep olabilirdi. Bir inşaatın içinden geçecek olsa işçiler çekiçleri kendi parmaklarına indirir, menteşeleri ters takar, iskelelerde tehlikeli bir şekilde uyurgezer gibi yürürdü ve...
...ve Tanrım, uyanık!
Tom’un boğazından bir inilti yükseldi. Kara Adam’ın aniden uyandığını hissetmişti. Sabahın bu erken saatinde karanlıkta bir Göz’ün, hâlâ bir nebze mahmur olan korkunç bir Göz’ün açılmasını görür gibi olmuştu. Karanlıkta dönüyordu. Bakıyordu. Onu arıyordu. Tom Cullen’ın orada olduğunu biliyor ama nerede olduğunu bilmiyordu.
Uyuşuk ayakları tekrar pedalları buldu ve hızla çevirmeye başladı. Rüzgâr direncini azaltmak için gidona iyice eğildi ve giderek hızlandı, neredeyse uçarcasına ilerledi. Bu sırada karşısına bir enkaz çıksa muhtemelen son sürat toslar ve büyük ihtimalle kendini öldürürdü.
Neyse ki karşısına hiçbir engel çıkmadı ve Flagg’in o varlığının yavaş yavaş geride kaldığını hissetti. En muhteşemi
kızıl Göz’ün ondan tarafa bakmış, onu görmemiş (belki iyice e^i
dir, diye mantık yürütmüştü Tom) ve sonra tekrar kapanmış Kara Adam uyumaya devam etmişti.
Bir tavşan, şahinin gölgesi kara bir haç gibi üstüne duraksamadan geçip gittiğinde ne hisseder? Bir fare bütün önünde nöbet tutmuş olan kedi sahibi tarafından kaldırılıp atıldığında ne hisseder? Bir geyik, öğle yemeğinde içtiği üçbirannj siyle kütük gibi uyumakta olan avcının yanından sessizce yürüyüp^ ken ne hisseder? Belki hiçbir şey, belki de Tom Cullen’ın okaraveı keli etki küresinden çıktığında hissettiklerini hisseder; muhteşem deyse elektrik çarpmış etkisi yaratacak şiddette bir rahatlama, yj doğuş hissi. En önemlisi, böylesi bir şansın cennetten bir işaretoldı inandıran, nadiren rastlanan, olağanüstü bir güven duygusu. Sabah beşe kadar pedal çevirdi. Gökyüzü ufukta altın rengiyt mavinin iç içe geçtiği bir tona bürünmüştü. Yıldızlar soluklaşıyorfı Çok yorulmuştu. Kısa bir süre daha ilerledikten sonrayoluny yetmiş metre sağında dik bir yamaç gördü. Bisikletini oraya dogn eğimli araziden aşağı indi. İçgüdülerine danışarak bisikletinin üst ru yapraklar ve dallarla örttü. Bisikletini bıraktığı yerin on metreı bitişik duran iki büyük kaya vardı. Kayaların arasındaki dar boşlu ceketini başının altına yerleştirdi ve hemen uyudu.
67. BÖLÜM
Yürüyen Adam Las Vegas’a geri dönmüştü. Sabah saatdt civarında gelmişti. Lloyd gelişini görmüştü. Flaggdet ama ilgilenmemişti. Yanında bir kadınla Grand’in lobisinden Herkesin bakışları, Kara Adam’a bakmaktan duydukları (» suzluğa rağmen kadına yöneldi. Saçları kar beyazıydı. Cildi;
Mahşer
laı ına maruz kalıp korkunç bir şekilde yanmıştı. Yanıklar o kadar kötüydü ki Lloyd’a Indian Springs’teki yangının kurbanlarım hatırlatmıştı. Bembeyaz saçlar, güneş yanığı ten, boş bakışlı gözler. Dünyaya uysallığın, hatta zekâ geriliğinin ötesinde bir ifade yoksunluğuyla bakıyorlardı. Lloyd böyle bakan gözleri daha önce de görmüştü. Los Angeles’ta, Flagg’e işleri nasıl yürütmesini söylemeye kalkan ukala avukat Eric Strellerton da daha sonra böyle bakmaya başlamıştı.
Flagg kimseye bakmadı. Sadece sırıtıyordu. Kadını asansöre yöneltti ve birlikte bindiler. Kapılar arkalarından kayarak kapandı ve en üst kata çıktılar.
Lloyd, Flagg, onu çağırıp rapor vermesini istediğinde hazır olabilmek için sonraki altı saat boyunca her şeyi organize etmekle uğraştı. Her şey kontrol altında gibi görünüyordu. Tek yapmadığı, Paul Burlson’ı arayıp Julie Lavvry denen kızın gerçekten önemli bir bilgi sağladığı ihtimaline karşı Tom Cullen hakkında bilgi almaktı. Lloyd bunun pek muhtemel olduğunu sanmıyordu ama Flagg’e rapor vermek üzereyken tedbirli olmaktan bir zarar gelmezdi. Sonradan pişman olmaktan iyiydi.
Telefonu kaldırıp sabırla bekledi. Bir süre sonra bir tıkırtı oldu ve Shirley Dunbar’ın Tennessee aksanlı sesi duyuldu. “Santral.”
•‘Selam Shirley. Ben Lloyd.”
“Lloyd Henreid! N’aber?”
“Fena değil Shirley. Beni 6214’e bağlayabilir misin?”
“Paul’ü mü arıyorsun? Evde değil. Indian Springs’e gitti. Onu üste yakalayabileceğine bahse girerim.”
“Tamam, dene bakalım.”
“Hemen. Hey, Lloyd, ne zaman gelip kahveli kekimden yiyeceksin? İki üç günde bir yenisini pişiriyorum.”
‘Yakında Shirley,” dedi Lloyd yüzünü buruşturarak. Shirley kırk yaşındaydı ve Lloyd’a göz koymuştu. Adamların, özellikle Whitney ve Ronnie Sykes’ın onunla dalga geçtiğini pek çok kez duymuştu, ama iyi bir santral görevlisiydi ve Las Vegas santralında mucizeler yaratıyordu. Elektrikten sonra ilk işleri telefonları —en önemlilerini- işler hale getirmek olmuştu ama otomatik aktarma mekanizmasının büyük bir bölümü yandığı için ip bağlanmış konserve kutuları ilkelliğiyle karşı karşıya
kalmışlardı. Ayrıca mütemadiyen kesintiler oluyordu. Shirley çok iyi kalkıyor, dahası, yeni öğrenmekte olan diğer santral çok sabırlı davranıyordu.
Ayrıca kahveli keki gerçekten lezizdi.
“Çok yakında,” diye ekledi. Shirley Dunbar’ın yetenekleriyim ılımlı yapısını Julie Latvry’nin diri ve dolgun vücuduyla birleştir,^’|^-harika olacağım düşündü.
Shirley cevabından tatmin olmuş gibiydi. Hattan bip sesleri nü buruşturarak ahizeyi kulağından uzaklaştırmasına sebep yankılı bir uğultu yükseldi. Sonra karşı taraftaki telefon çalmaya()j| “Bailey, üs,” diye cevap verdi mesafe yüzünden tenekeyi andıij,, “Ben Lloyd, diye bağırdı Lloyd ahizeye. “Paul orada mı?" ^ “Ne kolu Lloyd?” diye sordu Bailey.
“Paul diyorum! Paul Burlson!”
“Ha, o mu! Evet burada, kola içiyor.”
Bir sessizlik oldu. Tam Lloyd hattın kesildiğini düşünmeye başlı-ki Paul’ün sesi duyuldu. “Alo?”
“Bağırmamız gerekecek Paul. Hat berbat.” Ama Lloyd, Paul'üıui;, lerinin kapasitesinin bağırmaya yeteceğinden şüpheliydi. Kalın camlı; lükler takan, ufak tefek bir adamdı. Vegas sıcağına rağmen her pîr mekte ısrar ettiği üç parçalı takım elbiseleri yüzünden kimilerionafe, Beyefendi lakabını takmıştı. Ama istihbarat memuru olarak çok Flagg keyfinin yerinde olduğu anlardan birinde Lloyd'aBurlson’uıi gizli polisin başında olacağını söylemişti. Ve bu görevde çüooUsp olacağını eklemişti halinden memnun, sevgi dolu bir gülümsemeyle, Paul biraz daha yüksek sesle konuşmayı başardı.
“Dosyan yanında mı?” diye sordu Lloyd.
“Evet. Stan Bailey ile iş rotasyonu üzerinde çalışıyorduk," “Tom Cullen adında bir adamla ilgili elinde ne olduğunabiı mısın?”
“Bir saniye.” Bir saniye, iki hatta üç dakika olunca Lloyd yi® kesildiğini düşünmeye başladı. Sonra Paul’ün sesi duyuldu. “Tanış Cullen... orada mısın Lloyd?”
“Telefon hatlarına hiç güven olmuyor. Sanırım yaşı yirmi iki ila otuz beş arasında bir şey. Kendisi de tam olarak bilmiyor. Hafif bir zekâ geriliği vakası. Kısmi iş kabiliyeti var. Ona temizlik ekibinde görev verdik.”
“Ne zamandır Vegas’ta?”
“Üç haftadan az bir süre.”
“Colorado’dan mı gelmiş?”
“Evet ama orada yaşamayı deneyip beğenmeyerek buraya gelen yaklaşık bir düzine insan var. Bu adamı kovmuşlar. Normal bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuş. Galiba gelecek nesillerin genlerinin bozulacağından korktular.” Güldü.
“Adresi var mı?”
Paul adresi söyledi ve Lloyd defterine not etti.
“Hepsi bu mu Lloyd?”
“Vaktin varsa bir isim daha soracağım.”
Paul yine güldü. “Elbette. Kahve molası vermiştim.”
“İsim. Nick Andros.”
Paul hiç duraksamadan konuştu. “O isim kırmızı listemde.”
“Ya?” Lloyd olabildiğince hızlı düşündü; ışık hızından çok uzaktı elbette. Paul’ün kırmızı listesinin ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. “Sana bu ismi kim söyledi?”
Paul bıkkın bir tonla konuştu. “Sence kim? Kırmızı listedeki diğer tura isimleri söyleyen kişi.”
“Ha, peki,” dedi Lloyd ve veda ederek telefonu kapadı. Hat. sohbet edilmeyecek kadar kötüydü. Zaten düşüncelere dalmış olan Lloyd'un pek sohbet edecek hali yoktu.
Kırmızı liste.
Flagg’in sadece Paul’e verdiği isimlerden oluşuyordu anlaşılan... ama Paul, Lloyd’un da haberdar olduğunu sanıyordu. Kırmızı liste. Ne lislesiy-di bu? Kırmızı, dur demekti.
Kırmızı, tehlike demekti...
Ahizeyi tekrar kaldırdı.
“Santral.”
“Yine ben Shirl.”
“Lloyd yoksa...”
“Hiç vaktim yok Shirley. Çok önemli olabilecek bir niyorum.”
“Tamam Lloyd.” Shirley’nin sesindeki flört eden ton yok rini işkadını tonu aldı. '''«
“Güvenlikte kim var?”
“Barry Dorgan.”
“Bana, onu bağla. Ve seni hiç aramadım.”
“Tamam Lloyd.” Sesinde şimdi korku vardı. Lloyd da kor^ ama aynı zamanda heyecanlıydı.
Bir süre sonra Dorgan hatta geldi. İyi bir adamdı ve Lloydbuyi derin bir minnet duyuyordu. Poke Freeman türünde pek çok adam teşkilatında görev almaya meyilliydi.
“Birini almanı istiyorum,” dedi Lloyd. “Canlı getirmen laz^ adamına mal olursa olsun onu canlı istiyorum. İsmi Tom Cullen.|i|| melen evindedir. Onu, Grand’e getir.” Barry’ye Tom’un adresini söjjç. ten sonra tekrarlattı.
“Bu iş çok mu önemli Lloyd?”
“Hem de çok. Bu işi iyi halledersen kimin mutlu olacağını bihum
“Tamam.” Telefonu kapattılar. Lloyd, Barry’nin satır aralanı; anladığından emindi: Beceremezsen su arıtma cihazı fiyatları birinin gazabı üzerindeohaû.
Barry bir saat sonra aradı ve Tom Cullen’ın gitmiş olduğuM>e; Şehirde olmadığtndan neredeyse emindi.
“Ama aklı kıt,” diye devam etti Barry. “Araba kullanaraışnri motosikletleri bile kullanamıyor. Doğuya gidiyorsa Dry GölundeıiG olamaz. Onu yakalayabiliriz Lloyd. Bundan eminim. Banaonayw» Barry’nin neredeyse salyaları akacaktı. Las Vegas'ta casus meseits haberdar olan dört beş kişiden biriydi ve Lloyd'un aklım okmnııştıı “Bir düşüneyim,” dedi Lloyd ve Barry’nin itiraz etmesine fin meden telefonu kapadı. Salgın öncesi günlerde düşünmekte bub olacağım söyleseler inanmazdı, ama yine de bu mesele onu aşıyö kırmızı liste de kafasını kurcalıyordu. Neden bu listeden oni yoktu?
Lloyd, Phoenix’te Flagg’le karşılaştığı günden beri ilk tel nunun yeterince sağlam olmayabileceğini düşünerek huzursuz^*bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder