15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34 bugün bolu satılık daire yazılarını yazdı ve bolu satılık daire dediki Flagg bara gidip bardakları ağzına kadar doldurdu. Lloyd kendi kadehinin yarısını bir yudumda içti. Masaya koyarken bardak hafifçe tıkırdadı. Ama kendini birazcık daha iyi hissediyordu.“Kırmızı liste, ihtiyaç duyacağını düşünmediğim bir ayrıntıydı,” dedi Flagg. “İçinde sekiz isim vardı... artık beşi kaldı. Listede yönetim kurulu üyelerinin ve yaşlı kadının ismi vardı. Andros kurul üyelerinden biriydi. Ama artık öldü. Evet, Andros’un öldüğünden eminim.” Gözlerini kısıp Lloyd’a dikti.
Lloyd zaman zaman defterine danışarak hikâyeyi anlattı. Aslında notlarına bakmasına gerek yoktu ama gözlerini ara sıra kaçırmak ona iyi geliyordu. Lafa Julie Lavvry ile başlayıp Barry Dorgan ile bitirdi.
“Aklının kıt olduğunu mu söylüyorsun?” dedi Flagg düşünceli bir ifadeyle.
“Evet.”Flagg’in yüzü mutlulukla aydınlandı ve başını sallamaya başladı. “Evet,” dedi ama Lloyd’la konuşmuyordu. “Demek o yüzden göremedim...”
Susup telefona doğru yürüdü. Birkaç dakika sonra Barry ile konuşuyordu.
“Helikopterler. Cari birini. Bili Jamieson diğerini alsın. Sürekli telsizle bağlantı halinde olsunlar. Altmış, hayır yüz adam gönder. Batı ve Güney Nevada’ya giden bütün yollan kapatın. Cullen’ın eşkâli herkese bildirilsin. Saat başı rapor istiyorum.”
Telefonu kapatıp ellerini memnuniyetle ovuşturdu. “Onu yakalayacağız. Keşke kesik başını kankası Andros’a gönderebilseydik. Maalesef Andros öldü. Değil mi Nadine?”
Nadine sadece boş gözlerle ona baktı.
“Helikopterler akşam pek işe yaramayacak,” dedi Lloyd. “Hava üç saat sonra kararıyor.”
Lloyd küçük defterini gergince bir öne bir arkaya büküyor,bjı yerde olabilmeyi diliyordu. Flagg’in keyfi yerinde gibiydi linin Çöpçü’yü duyduktan sonra devam edeceğini hiç sanmıyordu “Bir konu daha var,” dedi gönülsüzce. “Çöpçü Adam ile şim bibloların parçalanmasına yol açan öfke krizlerinden bir tetiklenip tetiklenmeyeceğini merak etti.
“Sevgili Çöpçü,” dedi Flagg. “Yine keşif gezilerinden birine “Nerede olduğunu bilmiyorum. Ortadan kaybolmadan önce Springs’te bir numara yaptı.” Önceki gün Carl’ın anlattıklarını Fla^ aynen aktardı. Freddy Campanari’nin ölümcül yaralar aldığını d,' Flagg’in yüzü sarardı ama Lloyd’un anlattıkları sona erdiğinde ifaıipı kindi. Lloyd’un korktuğu gibi yeni bir öfke patlaması olmadı. Flajşç sabırsızca sallayarak konuyu kapadı.
“Peki tamam,” dedi. “Döndüğünde öldürülmesini istiyoniEş hızlı ve merhametli bir ölüm olsun. Acı çekmesini istemiyorum. Bit; daha uzun süre kalmasını ummuştum. Sen bunu muhtemelen anlav®. sın Lloyd, ama onunla aramda bir yakınlık hissediyorum. Ondanfai nabileceğimi düşündüm ve faydalandım da, ama hiçbir zaman taü mıyla emin olamadım. En usta heykeltıraş bile elindeki keski uy» yanlış bir vuruş yapabilir. Haksız mıyım Lloyd?”
Heykel sanatı ve heykeltıraş bıçakları (keski ve tokmakkullandıi sanıyordu) hakkında hiçbir şey bilmeyen Lloyd başını hararetksâ “Haklısın.”
“Ve füzeleri fırlatılmaya hazır hale getirerek bize büyüktıiış yaptı. Onun sayesindeydi, değil mi?”
“Evet.”
“Geri dönecek. Barry’ye Çöpçü’yü acısından kurtarnıasi**' Mümkünse hızlı bir ölüm olsun. Şu an doğudaki geri zekâlı nim için daha önemli. Gitmesine izin verebilirdim ama bu bir selesi. Belki karanlık çökmeden onu yakalarız. Sen net
Mahşer
Nadine’in koltuğunun yanına çömelmişti. Yanağına dokununca Narine kızgın demirle dağlanmış gibi geri çekildi. Flagg sırıtarak ona tekrar dokundu. Nadine bu kez titreyerek ona boyun eğdi.
“Ay,” dedi Flagg neşeyle. Ayağa fırladı. “Helikopterler onu karanlık basmadan önce bulamazsa ay ışığından faydalanabilirler. Bahse girerim 1-15 üstünde gündüz vakti pedal çeviriyordun İhtiyar kadının tanrısının onu koruyacağını sanıyordun Ama o da öldü değil mi sevgilim?” Flagg bir çocuk gibi mutlulukla kahkaha attı. “Ve muhtemelen tanrısı da öyle. Her şey yolunda gidecek. Ve Randy Flagg, baba olacak.”
Nadine’in yanağına tekrar dokundu. Kadın yaralı bir hayvan gibi inledi.
Lloyd kurumuş dudaklarını diliyle ıslattı. “Sakıncası yoksa ben artık gideyim.”
“Yok Lloyd yok.” Kara Adam dönüp ona bakmadı. Gözleri Nadine’in üstündeydi. “Her şey yolunda. Her şey yolunda.”
Lloyd olabildiğince hızlı bir şekilde, neredeyse koşarak oradan ayrıldı. Asansörde yaşadıklarının etkisi kendini gösterdi ve acil durum düğmesine basarak sakinleşene kadar beklemek zorunda kaldı. Beş dakika boyunca hem ağladı hem güldü. Fırtına dindiğinde kendini daha iyi hissetti.
Kontrolü kaybetmemiş, diye düşündü. Birkaç ufak sorun var ama her^ey kontrolü altında. I Ekim'de, en geç on beşinde maç muhtemelen sona ermiş olacak. Her şey yoluna girecek. Tıpkı söylediği gibi. Beni neredeyse öldürecek olmasının bir önemi yok... her zamankinden tuhaf görünmesinin de...
İndian Springs’teki Stan Bailey on beş dakika sonra Lloyd’u aradı. Çöpçü’ye duyduğu öfke ve Kara Adam’a duyduğu korkuyla neredeyse histerik bir haldeydi.
Cari Hough ve Bili Jamieson saat 18.02’de, Vegas’ın doğusunda bir keşif görevi için İndian Springs’ten ayrılmıştı. Eğitimli pilotlarından biri olan Cliff Benson gözlemci olarak Cari ile birlikte uçuyordu.
18.12’de her iki helikopter de havada infilak etmişti. Stan şokta olmasına rağmen beş adamı iki küçük helikopter ve üç Baby Huey helikopterinin durduğu 9. Hangar’a göndermişti. Bütün helikopterlere
yerleştirilmiş olduğunu görmüşlerdi. Basit mutfak saatlerine
fitilleri de vardı. Çöpçü’nün yakıt tankerlerine yerleştirdiği
gülerdi ama çok benziyorlardı. Şüphelenilecek bir durum değüçj “Çöpçü Adam’ın marifeti,” dedi Stan. “İyice çıldırdı, başka nerelere patlayıcı yerleştirdi kim bilir?”
“Her yeri kontrol edin,” dedi Lloyd. Kalbi korkudan hızla Damarlarına adrenalin pompalanıyor, gözleri yuvalarından fır^ gibi geliyordu. “Her §eyi kontrol edin! Bütün adamlarını topla ve| karış karış arayın. Duydun mu Stan?”
“Ne anlamı var?”
“Ne demek ne anlamı var?” diye bağırdı Lloyd. “İstersençig latayım geri zekâlı? Bütün üs havaya uçarsa esas adam ne...” “Bütün pilotlarımız öldü,” dedi Stan fısıltılı bir sesle. “Aıi musun Lloyd? Cliff bile yok artık. Üstelik iyi bir pilot bile sayılma başlarına uçmaya yaklaşamamış altı adamımız kaldı ve onlanı kimse yok. O jetler şimdi ne işimize yarayacak Lloyd?”
Ve Lloyd’ü yıldırım çarpmış gibi şaşkın bir halde bırakarak kapadı.
Tom Cullen o akşam saat dokuz buçuğu biraz geçe susam yeri tutulmuş bir halde uyandı. Matarasından su içtikten sonraik altından çıkıp karanlık gökyüzüne baktı. Sakin ve gizemli aj yolculuğuna başlamıştı. Yola devam etme vakti gelmişti. Amaçc li olacaktı, aman evet.
Çünkü artık peşindeydiler.
Bir rüya görmüştü. Rüyasında Nick onunla konuşuyordu tuhaftı, çünkü Nick konuşamazdı. Nick, A-Y idi, sağır di yazılırdı. Onun için derdini yazarak anlatırdı, ama Tom okuyan rüyalar acayip şeylerdi, rüyalarda her şey olabilirdi veTom’ıuı Nick konuşuyordu.
“Artık senden haberleri var Tom,” demişti Nick. “Amab bir kabahatin yok. Sen yanlış hiçbir şey yapmadın. Şanssızlıl Onun için artık çok dikkatli olmak zorundasın. Yoldan ayrıl
Mahşer
Tom doğuya gitmesi gerektiğini anlamıştı ama çölde kaybolmadan
nasıl başarabileceğini bilmiyordu. Aynı yerde daireler çizebilirdi.
“Nereye gitmen gerektiğini bileceksin,” demişti Nick. “Önce Tan-^,’nın Parınağı’nı araman gerek...”
Tom matarasını kemerindeki yerine geri koydu ve çantasını düzeltti, paha sonra bisikletini olduğu yerde bırakarak yürüdü. Yola tırmanıp iki yöne baktı. Ortadaki beyaz çizgileri geçtikten sonra temkinli bir bakış atarak I-15’in batıya uzanan şeridini de aştı.
Senden haberleri var Tom.
Yolun kenarındaki kabloya takılıp aşağı yuvarlandı. Otoyolun yanındaki hendekte bir süre kalbi ağzında çarparak yattı. Çölün çatlak yüzeyi üzerinde esen rüzgârın sesinden başka gürültü yoktu.
Doğrulup ufku taramaya başladı. Gözleri keskin, çöl havası su arıtma cihazı fiyatları ise açık ve netti. Çok geçmeden yıldızlarla kaplı gökyüzü önünde bir ünlem işareti Eİbi duran yeri gördü. Tanrı’nm Parmağı. Yüzünü doğuya çevirdiğinde, dikilitaş saat on istikametindeydi. Bir iki saat içinde oraya varabileceğini düşündü. Ama açık ve net havanın yakınlaştırıcı etkisinin ondan çok daha tecrübeli kampçıları bile yanılttığı olmuştu. Ne kadar ilerlerse ilerlesin taştan parmağın hep aynı mesafedeymiş gibi göründüğünü şaşkınlıkla fark etti. Vakit gece yarısını geçti. Saat iki oldu. Gökyüzündeki yıldızların oluşturduğu devasa saat döndü. Tom parmağa benzer taşın bir serap olup olmadığını merak etti. Gözlerini ovuşturup baktı. Hâlâ oradaydı. Arkasında bıraktığı otoyol karanlıkta kaybolmuştu.
Parmak’a tekrar baktığında daha yakınmış gibi göründü. Saat dört olup da içindeki ses ona saklanmak için iyi bir yer bulması gerektiğini fısıldamaya başladığında, taşa yaklaşmış olduğundan hiç şüphe yoktu. Ama o gece varamayacaktı.
Peki taşa vardığında (gündüz onu bulamayacakları varsayılırsa) ne olacaktı?
Önemli değildi.
Nick, ona ne yapacağını söylerdi. Sevgili Nick.
Tom, Boulder’a varıp onu görebilmek için sabırsızlanıyordu.
Kocaman bir kaya çıkıntısının altında rahat bir yer bulup kıvrıldı ve neredeyse anında uykuya daldı. O gece kuzeydoğu yönünde yaklaşık elli kilometre yol kat etmişti. Mormon Dağları’na yaklaşıyordu.bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder